Karadeniz’de gemiler hedefte: "Tahıl Koridoru benzeri bir anlaşma" önerisi

Haber Giriş Tarihi: 12.08.2026 11:58
Haber Güncellenme Tarihi: 12.08.2026 11:58
https://www.astv.com.tr
Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Araştırma Görevlisi Dr. Sümeyye Uzun, Karadeniz’de gemilere yönelik dron saldırılarının ticareti ve mürettebat güvenliğini tehdit ettiğini belirterek, bölge ülkelerine "Tahıl Koridoru benzeri bir anlaşma" yapılması önerisinde bulundu.
OMÜ İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası Ticaret ve Lojistik Bölümü Uluslararası Ticaret Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi Dr. Sümeyye Uzun, Karadeniz’de ticari gemilere yönelik dron saldırılarının bölge ekonomisine muhtemel etkilerini değerlendirdi. Dr. Sümeyye Uzun, "Samsun Limanı, coğrafi konumu nedeniyle savaştan en fazla etkilenen Türk limanları arasında yer alıyor. Çünkü Rusya, Ukrayna ve diğer Karadeniz ülkeleriyle ticarette lojistik bir bağlantı noktası. Saldırılarda maddi hasar gören gemilerin Samsun Limanı’na getirilmesi, limanın ticari rolünün yanı sıra doğal bir sığınak rolü üstlenmesini de sağlıyor. Bu durum Samsun Limanı’na onarım ve liman hizmetleri açısından avantaj sağlasa da Karadeniz’deki can güvenliği riski ile ticaret hacmi ve lojistik faaliyetlerin kaybını telafi etmesi imkânsız. Diğer taraftan Karadeniz’e giden gemilerin artan sigorta ve navlun maliyetleri ile güvenlik endişesi de seferlerin iptaliyle sonuçlanmakta. Nitekim Samsun merkezli bir firmanın filosundaki gemilere yönelik saldırıların ardından Karadeniz seferlerini durdurması, Samsun’da hem ticari ve lojistik gelirlerin azalmasına hem de istihdamın düşmesine neden olmakta. Samsun Limanı’nın karşı karşıya kaldığı riskler, Trabzon Limanı gibi diğer Karadeniz limanları için de geçerli" dedi.

"Alternatif güzergâhlar tam ikame olamaz"
Rusya ve Ukrayna ile ticaret yapan Türk firmaları açısından saldırıların en önemli sonuçlarından birinin güvenlik riski olduğunu belirten Uzun, alternatif güzergâhların maliyetlerine ilişkin, "Aslında bu konu ihracatçı, ithalatçı ve lojistik firmaları açısından ayrı ayrı değerlendirilebilir. Saldırılar, ticari gemiler için en başta can güvenliği riski demek ve bu risk, firmaların finanse edebileceği bir maliyetin ötesinde. Bu konu hakkında KOSDER’in (Koster Armatörleri ve İşletmecileri Derneği) yayımladığı değerlendirme raporuna göre, Karadeniz’deki ekonomik faaliyetler bir yana, denizcilerin saldırılarda hayatlarını kaybetmesi, can güvenliğinin tehlike altında olduğunun bir göstergesidir. Rapor, bu konunun firmaların tek başlarına çözebileceği bir sorun olmadığını, sorunun hukuk, diplomasi ve devletler açısından bütüncül ve kapsayıcı bir şekilde ele alınması gerektiğini vurguluyor. Açıkçası bu noktada Karadeniz’e seferlerin iptal edilmesi veya tamamen durdurulması firmalar açısından bir çözüm gibi görünse de Karadeniz’in dünya ticaretinde önemli bir tahıl ve enerji geçiş kapısı olduğu düşünüldüğünde, böyle bir çözüm sorunları derinleştirerek hem firmaların gelir ve istihdam kaybına hem de Türkiye’yi ciddi şekilde etkileyecek gıda ve enerji krizine yol açar. Diğer taraftan ihracatçı ve ithalatçı firmalar açısından bakıldığında, saldırılardan en fazla etkilenecek firmalar düşük kâr marjıyla faaliyet gösteren firmalar ile yaş meyve ve sebze gibi bozulabilir ürün ticareti yapan firmalar olacaktır. Eğer belirsizlik devam ederse uzun vadede büyük ölçekli firmalar da üretim, stok, kapasite ve teslimat gibi birçok alandaki planlarını alternatif güzergâhlara aktarabilecektir. Türk firmaları, Karadeniz’deki ticareti farklı alternatif güzergâhlara da aktarabilir. Ukrayna ile ticaret Romanya ve Bulgaristan üzerinden, Rusya ile ticaret ise Gürcistan veya Azerbaycan üzerinden gerçekleştirilebilir. Zaten bu güzergâhlar hâlihazırda kullanılıyor. Ancak bu güzergâhlar görece düşük hacimli taşımacılık için uygun ve Karadeniz’deki sevkiyatın tamamını gerçekleştirebilecek kapasiteye sahip değil" diye konuştu.

"Ticaretin alternatif güzergâhlar yerine Karadeniz üzerinden yapılması neredeyse bir zorunluluk"
Alternatif yollar hakkında bilgi veren Uzun, "Romanya-Bulgaristan koridorundaki ticarette Tuna Nehri aracılığıyla su yolu taşımacılığına ek olarak demir ve kara yolu taşımacılığı kullanılabilir. Ancak Tuna Nehri’nin derinlik kısıtlamaları nedeniyle yüksek tonajlı gemilerin geçişi için uygun olmaması önemli bir sorun. Yüksek tonajlı gemilerin yükünün daha düşük tonajlı gemilere aktarılması ise ciddi bir zaman ve finansal maliyet getirir. Diğer taraftan Ukrayna ile Avrupa ve Türkiye’deki demir yolu hatlarının ray açıklıklarının farklı olması, kara yolu taşımacılığının deniz yolu taşımacılığına göre daha küçük hacimli yükler için kullanılması ve daha fazla yakıt tüketimi gerektirmesi de firmalar açısından maliyet artırıcı unsurlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Benzer çıkmazlar, Türkiye’nin Rusya ile ticareti için Gürcistan ve Azerbaycan güzergâhları açısından da geçerli. Ayrıca bu alternatif güzergâhlara yönelik saldırıların görece az olmasına rağmen risk teşkil ettiğini göz önünde bulundurmak gerekli. Dolayısıyla Türkiye’nin Rusya ve Ukrayna ticaretinde Balkan ve Kafkasya koridorları ancak tamamlayıcı koridor görevi görür. Asla tam ikame olamazlar. Karadeniz’deki ticaretin alternatif güzergâhlar yerine Karadeniz üzerinden yapılması neredeyse bir zorunluluktur. Bunun için de Tahıl Koridoru Anlaşması’na benzer, ancak uzun vadeli ve sürdürülebilir koridorların diplomatik adımlar aracılığıyla devreye alınması gerekmektedir. Nitekim Tahıl Koridoru Anlaşması’nın geçerli olduğu 2022 yılında, TÜİK verilerine göre Türkiye’nin Ukrayna ve Rusya ile olan dış ticareti 2021 yılına göre yaklaşık yüzde 79,6 artmıştır" ifadelerini kullandı.

"Türkiye’nin Rusya ve Ukrayna ile dış ticaretinde daralma söz konusu"
Karadeniz’de deniz taşımacılığının riskli hale gelmesinin Türkiye’nin Rusya ve Ukrayna ile ticaretine etkisine ilişkin değerlendirmede bulunan Uzun, mevcut durumda iki ülkeyle ticarette daralma yaşandığını belirtti. Uzun, "Hâlihazırda Türkiye’nin Rusya ve Ukrayna ile ticaretinde bir daralma söz konusu. TÜİK verilerine göre Türkiye’nin iki ülkeye yönelik toplam dış ticaret hacmi 2024 yılında 58,8 milyar dolar iken 2025’te 55,8 milyar dolara gerilemiştir. Yaklaşık yüzde 5,13’lük bir gerileme söz konusudur. Artan güvenlik riskine bir çözüm bulunmazsa Türkiye’nin bu ülkelere yönelik dış ticaret hacmindeki daralma eğiliminin derinleşmesi bekleniyor. Zaten güvenlik riski nedeniyle birçok taşımacılık şirketinin Rusya ve Ukrayna limanlarına gemi göndermek istememesi de bunun habercisi. Rusya ve Ukrayna’ya ihracat yapan firmaların ürünlerini taşıyacak gemi konusunda yaşadıkları sıkıntılar devam ederse Türkiye’nin ihracat hacminde ciddi bir daralma yaşanabilir. Diğer taraftan Türkiye’nin Rusya ve Ukrayna’dan ithal ettiği tahıl, petrol ve diğer sanayi girdilerinin ithalatındaki aksamalar, ithalattaki azalmaya ek olarak üretim maliyetlerinin artması nedeniyle enflasyon üzerinde yeni bir baskıya neden olabilir" şeklinde konuştu.

"Tahıl Koridoru’na benzer bir deniz koridoru açılmalı"
Saldırıların temel amacının karşı tarafın savaş ekonomisi ve lojistik kapasitesini bozmak olduğunu ifade eden Uzun, şunları söyledi:
"Bu saldırıların her iki ülke açısından da temel amacı karşı tarafın savaş ekonomisini ve lojistik kapasitesini bozmak. Rusya’nın amacının Ukrayna’nın denize erişimini engelleyerek, askeri lojistik ve tedarik süreçlerinin önüne geçmek ve savaş kapasitesini düşürerek üstünlük sağlamak olduğu söylenebilir. Ukrayna ise Rusya’nın lojistik faaliyetlerini engellemek amacıyla saldırıları gerçekleştirdiğini savunuyor. Arka planda ise Rusya’nın tahıl ve enerji ihracatını aksatarak Rusya’yı ekonomik bir darboğaza sürükleme amacı söz konusu. Kısaca saldırıları yapan taraf, karşı tarafa yüklediği maliyet karşılığında fayda sağlıyor gibi gözükse de uzun vadede ticaret ve lojistik maliyetlerinin yükselmesi her iki tarafa da zarar veriyor. Dolayısıyla saldırıların ortaya çıkardığı bir belirsizlik de kazancın hangi tarafa ait olduğu konusunda ortaya çıkıyor. Ayrıca Rusya ve Ukrayna’nın ticari gemilere yönelik saldırıları, Türkiye gibi savaşın tarafı olmayan ülkelere de maliyet yüklüyor. Her ne kadar denge politikası yürütse de Türkiye de bu saldırılardan en fazla etkilenen ülkelerden biri. Türkiye’nin karşı karşıya olduğu riskleri yukarıda belirttik. Ancak Türkiye’nin saldırıların durdurulması veya en azından Tahıl Koridoru’na benzer bir deniz koridorunun açılması hususunda stratejik bir arabulucu rolü üstlenmesi ihtimali yüksek. Buna ek olarak Türkiye’nin Montrö Sözleşmesi gereği boğazları kontrol etmesi ve savunma sanayisinin güçlenmesi de bölgede jeopolitik bir güç unsuru olmasını sağlamakta. Ancak yukarıda sıralanan bu fayda ve beklentiler hem çok maliyetli hem de çok kırılgan bir zeminde inşa edilmekte. Saldırıların ekonomik boyutunun riskli olması bir yana, can güvenliğinin tehlikeye girmesi savaşın insani boyutunu da gözler önüne seriyor. Özellikle ticari gemilere yönelik saldırılarda tarafsız ve sivil gemi mürettebatının hedef alınması, sadece ekmeğini kazanma peşinde olan insanlar açısından psikolojik açıdan güçlü bir travma da oluşturmakta. Sonuçta saldırıların kime fayda sağlayacağı bilinmez ama her zamanki gibi savaşın en ağır bedelini, savaş kararında söz hakkı olmayanlar ödüyor."